Duyuru :
Yazı dizilerinde değişken bir olay örgüsü yoktur. Bu yüzden, istediğiniz bir bölümden okumaya başlayabilirsiniz..

Çocukken Oynadığımız Oyunlar (#MİM)

Ve sonunda ben de mimlendim :).. Çağrı Abiciğim sağ olsun ilgili konuya beni mimlemiş.. Teşekkürlerimi ileterek ilk mimlenişimin de verdiği sevinçle hemen konuya giriyorum.

Çocukken oynadığımız oyunlar..

Öncelikle bir "ahh!" çekerek başlamak istiyorum.. Şimdiki çocuklara bakınca içim sızlıyor resmen. Geçmiş zamanda oynadığımız oyunları düşünüyorum; o kadar çoklar ki kurallarını bırak, isimlerini hatırlamakta güçlük çekiyorum. Günümüz çocukları ise (ki bu onların suçu değil) ya bilgisayar başında ya da televizyon.. Adam akıllı sokaklarda çocuk göremez olduk. Hem, olsa ne olacak; sokaklar asfalt, top oynasalar bir yerini sakatlayacaklar, eskisi gibi misket oynamak için 'çukur' kazdığımız toprak alanlar yok ki. Parsellenmiş, üzerlerine evler dikilmiş, kimse düşünmemiş çocukları.. Çocuklarımızı..

Şükür ki, geçen gün okuldan dönerken, sokakta, havanın iyi olmasının da payıyla, onlarca çocuk gördüm. Koşuşturup, eğleniyorlar. Çıkardım kulaklığımı, dinledim neşeli seslerini.. Öyle huzur verdi ki.. Bir yerde, çocukların, karşılık beklemeden,birbirleriyle eğlenmesi, iyi vakit geçirmesi.. Mutlu etti beni.. Çocukları gördükten sonra twitter'da "Çocuklar mutlu.. Hâlâ.." şeklinde bir 'twit' atmıştım. O kadar hasret kalmışım ki çocuk çığlıklarına, dayanamayıp paylaşasım gelmiş. Bugün de bu konuda bir mimin gelmesi, hayli manidar oldu doğrusu.

Efendim, yine eleştirel taraflarım depreşti ve yine giremedim konuya :).. "Çocukluk!!" diyorum.. Yüzlerce hatıra geliyor aklıma. Çünkü dolu dolu geçirmişim çocukluğumu. Gönlümce eğlenmiş, koşup oyunlar oynamışım.. Paylaşmayı da öğrenmişim, biri üzüldüğünde sevincimi saklamayı da.. Zafer çığlıkları atmayı da öğrenmişim, biri sakatlandığında yardıma koşmasını da..

Oyunlarda düştüğümde soyulan, biri iyileşmeden diğer birinin çıktığı diz yaralarımı hatırlarım.. Çocukken bilirdim özleyeceğimi, değerini bilirdim o yaraların, acısa da sızlasa da her gün soyardım, bir daha yapamayacağım için..

Çocukluk.. Mahallemiz vardı mesela, üst sokak ile alt sokak arasında "mahalle maçı" yaptığımız.. Mahallemizin futbol takımını kurmaya çalıştığımız, maddi imkansızlıklar yüzünden, taşla yapılan kalelerinden vazgeçemediğimiz sahamız vardı.. Ne günlerdi..

Başka yerde nasıldır bilmem ama bizim mahallemizde oyunlar 'moda' olur. Bir ay boyunca hep aynı oyun oynanırdı. Evimizin önü (oyunlara 5 erkek kardeşim, birlikte katıldığımız için) mahallenin merkezi sayılır, oyunlar hep evimizin önünde kurulurdu. İkindi vaktinde başlayıp hava karardıktan sonra bile oynamaya devam ettiğimiz kuka oyununu hatırlarım :). Akşam oyunlarının en güzeliydi..

Saklambaç

Çocuk olmuş olan(!) herkes bilir saklambaçı. Çocuk oyunlarının başında gelir. Gözünü bir duvara, direğe ya da ağaca dönerek kapatan ve arkadaşlarının saklanması için 100'e kadar sayan bir ebe vardır. Saydıktan sonra saklanan arkadaşlarını bulmaya çalışır. Gördüğü kişiyi "sobe"lemesi için kişinin ismini söylemesi ve 100'e kadar saydığı yere gitmesi gerekir. Genelde akşamları oynardık biz. Kuka moda olmadan önce saklambaç oynardık her gece. Kuka farklı gelmişti bize, onu tercih etmiştik saklambaça.

Kuka

Bu oyunları oynama şansına erişememiş olanlar "Neymiş bu kuka yahu. İki de bir kuka da kuka!" diye isyan etmeye başlamışlardır. Hemen anlatayım. Saklambaçın farklı bir çeşidi ve daha zevklisidir. "Ooo piti piti" şeklinde ya da her nasıl istiyorsanız sayıp ebe seçilirdi. Topun durması gereken bir alan vardı ve orası tebeşirle çember çizilerek belli edilirdi. Top tam çemberin ortasına koyulur ve oyuncuların saklanmalarına zaman tanımak için biri topa vurur, ebe topu geri getirene kadar saklanılırdı. Ebenin, saklambaçta olduğu gibi saklanan arkadaşlarını bulması gerekirdi. Bunu, gördüğü kişinin ismini söylerek ve topun üzerine basıp "kuka!" diyerek yapardı.

Ebenin hem arkadaşlarını bulması, hem de çemberdeki topu koruması gerekirdi. Şayet herhangi bir oyuncu, ebenin "sobe"lemesine fırsat vermeden, topa vurarsa, oyun başa döner; ebe topu getirene kadar yine herkes saklanırdı.

Taso

Ne efsaneydi ama; pokemon.. Delicesine patates cipsi alırdık. Paketleri her açışımızda "Charmeleon" çıkar ümidiyle heyecanlanırdık. Fazla çıkmazdı "Charmeleon". Vardı bizde bir tane; gözümüz gibi bakar; hava atardık arkadaşlarımıza :) Modası geçtikten sonra kimi yazlar, tasoları sakladığımız yerden çıkartıp nostalji yapmıştık. Ama herkesin birlikte oynadığı; o eski günlerdeki zevki vermemişti. Her oyun moda olduğu zamanda güzeldi çünkü.

Çelik çomak

Amerikan futboluna benzer bir oyundu. Herkesin elinde bir sopa ve herkesin kendine ait bir çember alanı vardı. Ebe çomağı başka bir oyuncuya atar ve karşıdaki oyuncu da elindeki sopayla çomağa vurarak olabildiğince uzaklaştırmaya çalışırdı. Ebe çomağı getirene kadar diğer oyuncular ebe olan kişinin çemberini sopalarıyla kazmaya başlarlardı, ta ki ebe gelene kadar. Ebe gelip çemberine yetişemeyen bir oyuncunun bölgesine, getirdiği çomağı atarsa, ebe değişirdi. Oyun sonunda bölgesi en çok kazılan kişi yenilmiş olurdu.

Misket

Mors, baş, kuytu.. Bir sürü çeşidi vardı. Hep onla oynadığımız, uğur getirdiğine inandığımız misketlerimiz vardı; "kafcik" derdik onlara. 'Baş'ta misketler yanyana dizilirdi. Misketlerin uzunluğu arttıkça daha uzaktan atardık kafciklerimizi. Bir ara hatırlarım, abiler iddiayı iyice büyütmüşler, yere oldukça fazla miktarda misket dizmişlerdi. 500 metre uzaktan misket attıklarını hatırlıyorum.

Daha bir sürü oyun, daha bir sürü anı.. Yazmakla bitmez.. Futbolcu kartlarıyla oynadığımız "artis"i mi anlatayım? Çivilerle oynadığımız "dünya" oyununu mu? "Renkli istop"tan mı bahsedeyim, "simit" oyunun çeşitlerinden mi?..

Kimisi salakça oyunlar gibi görüyor; boşa geçirilen zamanlarmış gibi değerlendiriliyor ama emin olun o günlerden bu zamana kadar yapmış olduğumuz hiçbir şey onlar kadar değerli, onlar kadar akılcı değil. Bu oyunların haricinde kendi kurduğumuz oyunlar vardı. Kurallarını belirleyip yeni oyunlar yapmaya çalışıyorduk. Çocuk zekasını geliştirmeye yönelik daha etkili, daha eğlenceli başka bir şey daha var mı?

Oluşturmaya çalıştığımız, oynadığımız oyunları düşününce, ne çok şey öğrenmişiz, ne kadar eğlenip, anlatılası hikayeler biriktirmişiz, şaşarım.. Başka bir nesil göremedi bunları üstat; son gören bizlerdik.. Değerini bilmek, çocukları teşvik etmek, paylaşmak lazım. Mim konusunu başlatan arkadaşa da teşekkürlerimi iletmiş olayım..

Kimi mimleyeyim bilemedim; ilerleyen günlerde bulurum bir kurban :)
Yazıyı paylaş :

Yorum Gönder 2 yorum

24 Nisan 2013 12:56

Geçmişin her zaman değerli olduğunu düşünen biri olarak kuka oyununda okuldan tebeşir çaldığımız günleri hatırladım :)

24 Nisan 2013 14:39

@Çağrı Mustafa Alkan Aa, evet :) İyi hatırlattın. Öyle bir durum vardı değil mi? Evde tebeşir stoğu yapanlarımız vardı :)

Hatta lisede okuyan abilerimiz vardı. Büyümüştü artık onlar ve aşıramazlardı okuldan tebeşir. Bizden isterlerdi. Mahallede stok yapanlar vardı işte. Öğretmen tebeşir almaya götürdüğünde iki tane alır; birini cebe atardı :)


Yorum Gönder

 
Yazıların tüm hakkı blog sahibine aittir. İzin alınmadan, kaynağı belirtilmeden yayınlanamaz.
Copyright © 2013 Emrah Güngör
Site temasının aslı "Creating Website" tarafından oluşturulmuştur.
Blogger tarafından desteklenmiştir.